ferhat tunc

ilginçtir, çok öncesinden şöyle bir entry girmişim: #2374606

demek ki ferhat tunç ile aynı görüşteymişim tunceli ve kamer genç konusunda.

recep tayyip erdogan

hayır, asıl ilginç olan sigarayı kesin bırakın deyip alkolü azaltın demesi. yani alkol için kesin bırakın gibi bir söylemi yok. azalarak bit de demiyor. alkol bitmesin istiyor sanki. artık alkol lobisiyle kapışmak istemediğinden mi bilmiyorum. sigara lobisine dayılanıp alkolcülere eyvallah abi demesi asıl ilginç olan yani. merak etme la, kimse dövmez seni. ehheh. eh.

fethullah gulen cemaati

şöyle bir şey var: son zamanlarda bunları sıkıştırınca, ama sıkıştırınca ha, self değil yani; ya işte kürtlerin hakları teslim edilmeliydi falan yarım ağızla bir şeyler demeler... sonra la acaba kimse duydu mu diye sağa sola sinsice bakmalar..

şimdi bu cemaatin pkk ve bdp'ye olan düşmanlığını biliyoruz. mhpliler ve ulusalcılar bile bu kadar çirkef saldırıda bulunmuyor. örneğin bdp istanbul il teşkilatının yaptığı bir basın açıklamasını bile "bölücü terör sempatizanları yine ortalığı karıştırdı" şeklinde lanse edebiliyorlar. yaptıkları bu yavşaklığa rağmen bazen arada bir "kürtlerin hakları teslim edilmeli" şeklindeki söylemlerinin nedeni ise aslında sadece kürtlük mücadelesini bölmek istemeleridir. öyle ya, pkk ve bdp kürtlük mücadelesinin iki aktörü ve hak talep edicileridir. buna rağmen bunları terörist ilan edip beri yanda kürtlerin hakkından dem vurmak ancak ve ancak "işte bakın haklarınız pkk ve bdp'ye mahkum değil. bunların haricinde de size hak veren insanlar var. teröristleri bırakın, bize yanaşın siz" demeye getirmektir.

gel gör ki bu hak verme olayından pkk ortalığın amına koyduktan, çarşıyı karıştırdıktan sonra haberdar oldunuz. biraz geç kaldınız yani. kürtler bir mücadeleye girişmeden önce siz kürtlük haklarını "yav bunlar da bizim kardeşlerimiz. bunlar da kendi kürtçe anadilleriyle, kendi kürt kimlikleriyle yaşamayı hakkediyor" diye gündeme getirseydiniz işte o zaman müslüman kardeşliğinden bahsedebilirdik. ama şimdi geldiğimiz noktada devletin vereceği her taviz pkk ve bdp'ye mal edilecek. doğru olan da bu. üzgünüm feto amca.

mehmet ali sahin

demin televizyonda gördüm de o meşhur lafını hatırladım. hani pkk tarafından tutsak alınıp sonra serbest bırakılan askerler için "keşke öldürülselerdi" demişti.
bi' oturup gözlüğüne, saçına falan bakakaldım. o suret üzerinden pkk'yı, kürt sorununu falan düşündüm biraz. sadece "yazık" diyebildim. böyle vicdansızlar tarafından yönetilen türkiye'ye yazık. o askerlere hayıflanman için illa senin oğlun, akraban olması mı lazım? hiç mi empati kuramıyorsun amına koyim?

mustafa altioklar

http://www.ntvmsnbc.com/id/25284040

"kürt olsam dağa çıkardım" demiş. haksız mı acaba?

17 agustos 2011 kandil operasyonu

babamın yorumu: bazı insanlar kuyrukları yok diye "biz eşek değiliz" derler.

suriye bizim ic meselemizdir

tayyib'in paskalya yumurtası... yeterince meselen yokmuş gibi amına koyim. sen önce halihazırdaki kürt meseleni hallet de sonra başka milletlerin iç işlerine karış.

karnavore

<bkz: ez kîrîwî di wexim>

rte vs tsk

evvela söyleyeyim ki ben bir bdpliyim. ama kürt sorunu konusu haricinde ülkenin diğer sorunlarına akılcı ve hızlı çözüm getirdikleri hususunda tayyip erdoğan hükümetlerinin hakkını teslim etmek gerek. mesela en önemlisi askeri vesayet meselesinde en son gelinen nokta..
bu konuda gösterilen dirayet kadar uluslararası konjönktürün de akp lehine şans doğurduğu yadsınamaz. misal şunu hatırlatayım: en son 80 darbesinde abd'nin büyük yardımı olmuştu darbecilere. darbeciler an be an rapor vermişti abdli yetkililere, darbeyi yapıyoruz, yaptık diye.
ama artık durum, o durumdan çok uzakta. ortada bir abd-rusya ve/veya kapitalizm-komünizm çekişmesi olmadığı için abd de türkiye'nin rusya'ya yanaşmasını engellemek gibi bir misyon içerisinde görmüyor kendini. dolayısıyla "sosyalistleşen adnan menderes'i iktidardan uzaklaştırmak" maksatlı darbe söz konusu iken seve seve destek veren abd artık böyle bir ihtimal olmadığını biliyor. hatta istikrarlı bir akpli türkiye'nin ülkeyi habire istikrarsızlığa sürükleyen askeriyeden çok daha evla olduğunu da biliyor.

neyse, demeye getirdiğim şudur: akpli türkiye her geçen gün iyiye giderken çok sinsi ve derin bir sorun da baş gösteriyor. ağlak fetoş sorunu... bakın çok ciddi bir şekilde aha şuraya yazıyorum, türkiye bir gün bölünecekse aha bu yavşağın yüzünden bölünecektir. hiç alakası yokken ve ortam hiç bunu gerektirmiyorken bile her seferinde ve fırsatta televizyonlarında, radyo programlarında, köşe yazılarında bdp ve pkk üzerinden müthiş bir kürt düşmanlığı yapılıyor. işte "dinsiz, imansız pkk ve bdp müslüman kürt kardeşlerimizin sözcüsü olamaz"dan bahisle "benim müslüman kürt kardeşim, devletine karşı gelmez, ne olursa olsun isyankar olmaz. devlet-i aliyemiz ne derse onu kabul eder" martalından saf müslüman kürtleri kandırmaya çalışıyor. maksat bellidir, hareketi çürütmek. onca yıllık kürt hareketi güya bir kaç yarrak gözyaşıyla geri oturacak. kürtler güya "he ya nedir bu kürt kimliği, kürt dili taleplerimiz falan. ne mutlu türküm diyene, ne mutlu türkçe konuşana" deyi aniden hipnoz olacak. şeyh sait, seyyid rıza, pkk herşey aniden kaybolacak, unutulacak.
lan orospu çocukları hayal mi görüyorsunuz?

neyse, fetoş'un oluşturduğu bu cerahat bir gün öyle bir patlayacak ki bir çok kişi o irinde boğulacaktır. şunu da söyleyeyim, fetoş'un hareketleri ve tavırları çok daha kancıkcadır. zira asker, mhp ve chp kürt hareketine açık düşmanlık beslerken fetoş ise konuya müslüman kardeşliğinden girip olayı içten çökertmeye döndürmeye çalışıyor. hey yavrum hey, kürtler ve kürt hareketi onca yıldır çok şey gördü be. kancığını da gördü; kontrgerillasını da gördü; faili meçhulleri de; baltalı, satırlı öldürülmeleri de gördü. ama hep daha kuvvetli, hep daha dirençli olarak çıktı her savaştan, çatışmadan. bu ağlak şerefsizliği de bertaraf etmesini bilirler elbet. müslümanız deyi arkadan sikmeye çalışanları elbet bir donsuz yakalayacağız. işte o zaman allah kime kuvvet verirse...

modern kurt tarihi

ırak türkmenlerine sorarsanız, "türkiye bizi rahat bıraksın, biz kürtlerle de araplarla da iyi geçinmek istiyoruz" diyorlar. tıpkı kıbrıs türklerinin "türkiye bizi rahat bıraksın, biz avrupa birliği ülkesi olan bir kıbrıs'ın üyesi olmak istiyoruz" dediği gibi.

cuma hutbesi

devletin işgüzar imamının okuduğu hutbeye ancak "amen" denir. hatta akabinde cemaat halinde ameno da okunabilir. dori me dori me amenoooo amm...

hayatınızda bir kürt medresesinden mezun olmuş şafii bir imamın okuduğu hutbede hazır bulunmadıkça hutbe dinledim demeyin.

turkiye nin suriye ikiyuzlulugu

suriye halkı "biz diktatör istemiyoruz" diyor, türkiye ise binlerce silahsız insanını öldüren bir orospu çocuğu olan esad'ı reform yapmaya çağırıyor. yavrum diktatörlüğün reformu mu olur? zulüm başka, insanlık başka. esad ne ise siz ondan bin kat betersiniz amına koyim.

tunceli

ferhat tunç gibi bir insanı harcamalarını mı yazayım; statükocu, dejenere ve maskesi düşmüş kılıçdaroğlu'na sırf alevi olduğu için teveccüh etmelerini mi yazayım; ne idüğü belirsiz ve her daim alay konusu olan kamer genç'in habire seçilmesini mi yazayım; zamanında başlarına bomba yağdıran partiye "iyi ki yaptın, iyi ki öldürdün bizi" dercesine onay vermelerini yazayım, bilemiyorum. tek yazacağım şudur: kürt treni kalkıyor. binenler biner, binmeyenler de öküz gibi seyredecekler. dersi halkı öküz olmak istemiyorsa yuvasına geri dönmek zorundadır.

haa şunu da söyleyeyim ey tunceli halkı, kürt'ten uzaklaşıyorsun ama seni temin ederim türk de seni kabul etmeyecektir. tê ji mizgeftê jî u jı dêrê jî bimînê. wê gavê wey heyfate.

ana dili anayasaya koyunca karniniz doyacak mi

eski bir yeşilçam filmi vardı. genç bir kadın, kocası erken yaşta ölünce çocuğuyla birlikte yalnız kalıyordu. eve para girmeyince bir süre sonra kasaba, manava, bakkala olan borç bini aşıyor tabi. kahpe gözlü bakkal da bu durumu marjinal faydaya tahvil etmeye çalışıyor. kadın ilk başta "olmaz" falan diyor ama bir gün açlıktan ağlamaya başlayan çocuğunu doyurmak için son bir ümit bakkala koşunca bakkalın "bırak şimdi şerefi, namusu; şeref ve namus karın doyurmuyor" şeklindeki emposizyonuna son defa maruz kalıyor ve yelkenleri indiriyor.

kürtler, kimlik ve ana dil taleplerine namus gözüyle bakıyor. bahçeli ise gelmiş "boş verin ana dili falan. ana dil karnınızı doyurmaz. cebinizi doldurmaya bakın. namusunuzu, şerefinizi boş verin" demeye getiriyor.

öte yandan bir kaç sene önce, dokuz eylül üniversitesi tıp fakültesini son sınıfta bırakıp pkk'ya katılan altı öğrenciyi unutmayalım. onlar ki bir sene sonra mezun olup 6.000-7.000 tl maaş alabilecek çocuklardı. yanisi, kürt sorunu, ekonomi ve yoksulluk bazlı bir sorun değildir. bahçeli öyle söyleyerek kürtlere hakaret ettiğinin de farkında değil mi?

pkk

aslında düşünmüyor da değilim ha, pkk suriye'ye girse bir haftada alır. pamuk ipliğine bağlı bir esad oligarşisi ve onun yavşak ve korkak yalakaları var sadece. ilk ciddi silahlı direnişte akıllarındaki ilk ve son şey ülkeden kaçıracakları altın stoklarında olur yalnız. beri yanda halk illallah etmiş. pkk'ya kurtarıcı gözüyle bile bakarlar.

kandil mesaji

murat karayılan: kürtler kimliklerinin ve ana dillerinin anayasal düzeyde kanunî güvenceye bağlanmasını talep ediyor. kandil'imiz kutlu olsun. bijî kandil!

ertugrul kurkcu

geçenlerde mersin'de kendisiyle tanışma şerefine eriştim.

şimdi; ben kesinlikle solcu değilim. muhafazakar bir kürt milliyetçisiyim. benim milliyetçiliğim de "ötekini" harcayan, onu yok sayan bir milliyetçilik değil, bütün milletlerin eşit haklara sahip olması ekseninde ve bu uğurda kendi kürt milletinin hak ve özgürlüklerini talep etmek ve korumaktır. benim kürt milliyetçiliğimi, "ne mutlu türküm diyene", "vatandaş türkçe konuş, çok konuş" bazlı türk milliyetçiliğiyle karşılaştırmayın. bu, bana ve kürt milliyetçiliğime haksızlık olur. benim kürtçülüğüm, kürt milletini şu an bulunduğu tanınmama ve kabul edilmeme durumundan kurtarıp diğer özgür milletlerle aynı seviyeye çıkarmaktır. yoksa bazı türk milliyetçileri ve ulusalcılar gibi diğer milletlerden daha üstün olduğumuz gibi histerik bir kanı içerisinde değiliz.

dolayısıyla ben, bir "kürt milliyetçisi" olarak; bu "türk solcusu"yla tanıştım ve ne ben onun solculuğuyla ilgili bir sorun yaşadım ne de o benim milliyetçiliğimi sorun etti. çünkü son tahlilde ikimiz de "hak, hakkaniyet" kavramları üzerinde konuştuk. zira hak ve doğru tektir ve solcusundan sağcısına değişmez, değişmemeli. yılan ne kadar kıvırsa da yuvasına girerken dosdoğrudur.

chp nin ozerklik acilimi

şimdi aslında kılıçdaroğlu, "ayrım yapmayalım, bölücülük yapmayalım; hepimiz türk'üz" tadında bir politikacı.
şimdi; yerel yönetim özerkliği avrupa'da ve dahi dünyada artık her devletçe kabul edilegelmiş bir statüdür. buna rağmen türkiye bu konuda uluslararası sözleşmelere ısrarla çekince koymuş ender ülkelerden birisi. bunun ulusalcı statükocu devlet zihniyetinden sadır olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. buna rağmen şimdi yine bir ulusalcının özerklik talep ediyor olması şu an için, meselenin özü anlaşılıncaya kadar en azından, ilginçtir denebilir.
ağzından bir "kürt" kelimesi duymak için aylarca beklediğimiz kılıçdaroğlu'nun böyle damardan bir giriş yapmış olması ancak ilginç olarak değerlendirilebilir.
bir de bunun yeni bir kankası var, "demirel" deyiler. umarım körle yatan şaşı kalkmaz da kılıçdaroğlu da şu özerklik için seçim sonrası "o dündü" demez. zira bu açılımı oy toplamak için yaptıysa bunda başarılı olmayacağı kesindir. işte asıl o zaman yani seçim sonrası "doğru bildiğinde ısrar etmek ve kaypaklık yapmamak lüzumu" şeklinde niteleyebileceğimiz bir döneme girecek ve asıl niyeti o zaman ortaya çıkacak.

devlet adami vs politikaci

mutluluğu tanımlamak, onu bir yere oturtmak her zaman zor olmuştur. neticede mutluluk öylesine soyut bir "şey"dir ki ortak bir tanımlama pek mümkün değildir. son tahlilde kişiden kişiye hatta aynı kişide dahi zamandan zamana değiştiği için bireysel çapta bile bir konsensustan bahsedilemez.

öte yandan uzun ve zahmetli bir çalışma döneminin ardından, etmediğiniz bir kahvaltıdan sonra tıka basa yenmiş bir öğle yemeğinin ardından, işlerini teker teker bitirip ofisten erken ayrılan arkadaşların ardından iş muzafferi olarak ki işte muzaffer kılınmış olmak sadece ekonomik rahatlık için değil aynı zamanda psikolojik rahatlık için de evla bir unsurdur; bilgisayarın karşısında tembel tembel oturup sörf yapmaya çalışırken çayını ve sigarasını içmek bence "mutluluk"tur benim için.

gördüğünüz gibi mutlu olmak için çıtayı biraz da alçak tutmanın faydası çoktur. yoksa "mutluluk benim için kız arkadaşımla kemer açıklarında jet skiyle tur atmaktır" şeklinde de düşünebilirim ki bu durumda üzerime çökecek olan, amerikan deyimle, ani bir blues rüzgarı, tüm kağıttan kaleleri yıkabilir. yani olayı biraz "ulaşılabilir" tutmak kişisel saadet için önemlidir.

neyse, sizin de başınıza gelir mi hiç, bilmem; bazen uzunca bir süre bir konu hakkında bir sözlükte yazmak istersiniz de bir türlü vakit bulamaz ve internet başına oturamazsınız. oturunca da iş dolayısıyla kaçamak sitelere değil de belli sitelere girip belli işler yaparsınız. yani siz interneti değil, internet sizi kullanır. mutluluk derken, interneti gönlünüzce kullanabildiğiniz an mutlu olduğunuz an ise interneti siz kullanıyorsunuz demektir. bence bu, böyledir.

işte herhangi bir sosyal ve/veya ekonomik kaygı hissetmeden tamamen relaks bir şekilde devlet adamı ve politikacı arasındaki farkları kendi penceremden aktarabileceğim şu anı uzun süredir bekliyordum. böyle bir konu hakkında ancak rahatken yazılabilir çünkü konu ciddi ve ayrıntılıdır. özellikle kürt sorunu ve başbakan erdoğan ekseninde önemli çıkarımlar yapılabilecek bir mevzudur. kıçı kırık bir sitede kimsenin okumayacağı bir yazı için bu kadar fiziksel ve mental hazırlık da neyin nesi, demeyin. birincisi, bu işte saadetim söz konusu. ikincisi, meydan'a kıçı kırık diyen beni karşısında bulur.

winston churchill... 2. dünya savaşında ciddi bir rol oynamış ingiliz siyasetçi ve dikkat buyurunuz ingiliz "devlet adamı"... güzel bir hikaye, anlatayım:
2. dünya savaşı başlamadan önce hitlerli almanya'nın yoğun bir askeri araç ve teçhizat talebi oluyor tüm dünya devletlerinden. kimi devlet, "zengin olacağız" diye harıl harıl alman ordusuna askeri ürünler satarken kimi devlet de "herhalde askeri harcamalarını artırmalarının sebebi bir savaşa girmek düşüncesi değildir canım" diyerek kendileri avutuyor ve hitler'in askeri harcama çılgınlığını normal buluyorlardı. hitler'in ingiltere'den de ciddi miktarda savaş uçağı talebi olmuştu. o ara ingiltere'nin başbakanı konumunda olan chamberlain de tıpkı bazı devletler gibi "zengin olacağız" diyerek hitler'in bu taleplerine evet demek üzereydi. almanlardan alınacak onca para, chamberlain'e göre hükümetininin ingiliz kamuoyu nezdindeki güvenoyunu da katlayacaktı. bazı siyasetçilerin "hitler'in amacı kötü" şeklindeki beyanları ise cahmberlain'e göre hükümetinin iyiliğini istemeyen bazı muhalif ingilizlerin senaryosuydu. işte ingiliz kabinesinde sadece churchill gibi bazı devlet adamları, hitler'in ileriye dönük kötü emelleri olduğunu düşünmekteydi.

not: birazdan devam edecek * .

dengir mir mehmet firat

çok büyük bir beklenti içerisindeydim dtp platformundan aday olacak diye. olmadı. abdulmelik fırat'a gelince, aday olacak yeri dtp kurmaylarınca bir türlü beğendirilemeyince o da çekildi. şeyh sait taifesinden bir zatın adaylığını biz kürtler çok istiyorduk. olmadı.